YOSKHARA
   

FRİTJOF CAPRA

 

Bu bilim adamı fizik ile metafizik arasındaki dengeyi yakalayan ,nadir bilim adamlarından biri.Yapmış olduğu madde altı parçaçıkların altındaki olan manevi tarafla da yakın ilgilen  Capra,aynı zamanda fiziğin içindeki değişimin bulunan taraflarını açığa çıkarırken,bu güne kadar bir çok bilim adamının bulamadığı ve göremediği fizik taraflarını inceleyebilen bu incelemesinde de varlığın içinde bulunduğu fiziki forma ait olan ve bu formun dünyanın yapısallığından kaynaklanan temelle aynı olduğunu belirleyen ve buna göre fizik ve fizik üstü olayları bağdaştıran büyük bir araştırmacı. Aynı zamanda, bulunan fizik üstü olayların, yapılan araştırmalarda insanlığın bildiği ve bu güne kadar bulanamayan bir çok değeri ortaya koyan , şaşkınlık yaratacak bir çok eser veren bilim adamı...

Ancak anlaşılması için bulduklarının maddi tarafla görülür olmasını sağlayacak unsurları biraraya getirdiğinde inanılacağını bildiği için,her iki tarafı inceleyerek anlaşılacak bir çok açığı  yakalamıştır.

Capra, bir çok eylemi ve araştırmasında ispatlayarak gözler önüne sermektedir. Fizikle fizik ötesinin temel farkları ve nasıl olduklarını ,anlaşılır hale getirmektedir.

1966 yılında Viyana Üniversitesinde yüksek enerji fiziği üzerine doktorasını tamamladı. Paris, California ve Stanford gibi çeşitli Avrupa ve Amerika üniversitelerinde teorik fizik üzerine dersler verdi ve araştırmalarda bulundu.Capra teknik araştırma yazılarının yanısıra modern fiziğin felsefi etkileriyle de ilgilendi ve modern fizikle Doğu mistisizmi arasındaki ilişkiler üzerine genel okuyucuya hitap eden yazılar yazdı, çeşitli ülkelerde bu konuda konferanslar verdi. Halen Berkeley'de California Üniversitesi'nde dersler veren Capra'nın yayınlandığı zaman uluslararası best-seller olan The Tao of Physics (1975) (Fiziğin Taosu) The Turning Point (1982) (Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası) ve Charlene Spretnak ile birlikte yazdıkları Green Politics (Yeşil Politika) adlı kitapları da bulunmaktadır. Son olarak Belonging Universe (Kâinâta Mensup Olmak) adlı ortak bir kitabı yayınlanmıştır.


Fritjof CAPRA yüksek enerji fiziği üzerine doktora yapmış bir bilim adamı."Yeni Bir Düşünce" bir tür entellektüel otobiyogrofi diyebileceğmiz, birçok bilim adamı ile ortak çalışmaya emsal niteliğinde bir eser.
Kitabından bir bölüm:
Kitap adı: Yeni Bir Düşünce
Bölüm:Denge Arayışı
Yazar:Fritjof Capra

"Tıp fakültesine gittiğinizde hiçbir zaman genel kavramlarla ilgilenmezsiniz. "Hastalık nedir?" sorusu tartışılmaz.

Tıp kendisinin fazlasıyla sübjektif olduğu gerekçesiyle gevşemeyi (relaxation) ele almaz.
Tıp bilimcileri münhasıran sağlığın fiziksel yönleri üzerine yoğunlaşmaya ve ruhsal yönüne ait hiçbir şeye el sürmemelerine yol açan ruh ve madde arasındaki Kartezyen çatlağın başka bir sonucu olduğunu görmek kolaydır.

Tıp objektif bir bilim olduğu zehabındadır. Ahlaki yargılarda bulunmaktan uzak durur. Fakat bu tür konuları ele almamak suretiyle zımnen ima etmektedir.

Ölümün tıp ile alakasından bahsetmek önemlidir . şu yakınlara kadar toplum olarak ölümü inkar etmiş bulunuyoruz. Ve tıp mesleği içerisinde hala bu tutum devam etmektedir. Cesetler hastanelerden gece yarısı gizli kapaklı çıkartılır. Ölümü bir başarısızlık olarak görüyoruz. Ölüme her hangi bir nitelik yüklemeksizin mutlak bir hadise gibi bakmaktayız.bunun Kartezyen ayrımla ilişkisi apaçıktır. Eğer ruh ile vücudu birbirinden kopartırsanız ölüme nitelik kazandırmanın hiçbir anlamı kalmaz. Bu durumda ölüm Vücut-makinasının topyekün durması demek. Bu ,tıpta ölümle hangi tarzda ilgilenme olduğunu gösterir. Aslan gibi bir ölümle sefil bir ölüm arasında bir ayırım yapılmıyor.


Kanser konusundaki büyük problemlerden birisi , Bizlerin kanserden ölen insanların bu şekilde ölmek istemedikleri ve onların kendi iradelerine karşı (istemedikleri halde ) öldükleri varsayımımızdır.Birçok kanser hastasıda böyle görünmek ister.

" İnsanlar genelde ölmek istemezle" Bu bize inanmamız için öğretilmiş olan şeydir. Hepimizin çeşitli günlere göre değişen miktarlarda yaşamak ve ölmek isteğimiz şeklindedir. Şu anda yaşamayı isteyen parçamızın egemenliği altındayız, ölmek isteyen parça oldukça cüz'i bir kısm oluşturur. Daima ölmek isteyen bir parçamız var. Şimdi ölmek istediğimizi söylemek gerçekte hiçbir anlam taşımaz, kaçmak istediğimizi söylemektir; bazı sorumluluklardan vb. kaçamak. Nihayet kaçacak bir şey olmadığı zaman ölüm-yada en azından hastalık - biraz daha katlanır hale gelir.

Bir kaçış olarak ölüm sefil bir ölüme şekli oluyor. Ölmek isteyen parça, cezalandırılmak isteyen parçadır. Bir çok insan kendi kendisini cezalandırır, diğerleri ise hastalık ve ölüm vasıtasıyla bu cezalandırmayı yapar. Ömrümü yaşadım şimdiyse gitme zamanı diyerek manevi parça devreye girer.

Böyle bir bağlamda hasta olmadan ölmek mümkündür. Biz bu konuyu fazla araştırmıyoruz.Yetkin bir hayat yaşayan ve sonrada güzel , sağlıklı bir ölümle ölen insanlara dikkat etmiyoruz.

Toplum değiştikçe tıbbi tedaviye giderek daha az talep olacaktır.Psişe'yi daha iyi tanıdıkça fiziksel tedaviye giderek daha az bağlanacağız ve kültürel değişmelerin etkisiylel tıp çok daha incelikli formlara ulaşacaktır.

Çoğu akıl hastalığının malign tümörün gelişimini engelleme temayülünde olmasıdır. Örneğin bir katatonik şizofrenikde kanserin geliştiğine dair bir kanıt yoktur.
Hayatta stresli bir durumla ya da bir bunalımla karşılaştığımızda bazı tercihlerde bulunableceğimizi söylemek mümkün. Kanseri veyahut katatonik şizofreniyi geliştirebiliriz; fakat ikisini birden asla.

Katatonik şizofreni gerçekten topyekün bir kaçış, bir içe kapanma hadisesidir. Katatonik şizofreni dış dünyaya olduğu kadar kendi düşüncelerine de kapıyı kapatırlar. Bu yolla kanserin filizlenmesine zemin hazırlayan asabiyet, kayıp duygusu ve diğer tecrübeleri yaşamazlar.
Öyleyse bunlar stresli bir hayattan kaçmanın iki sağlıksız yolu oluyor, birisi fiziksel birisi ruhsal hastalığa götürüyor. Bizlerin üçüncü bir kaçış yolunu tanımamız gerekiyor.Bu yol,
sosyal hastalıklara (patolojiler) kaçıştır: Şiddet ve dünyayı umursamaz davranış, suç, uyuşturucu kullanımı ve benzeri , Sosyal hastalık.

Ati-sosyal davranış, sağlıktan bahsederken hesaba katılması gereken stresli hayat şartlarına yaygın bir tepki şeklidir. Hastalıkta bir azalma olurken, bu, artan suç oranıyla dengeleniyorsa , toplumun sağlığını iyileştirmek için hiçbir şey yapmıyoruz demektir.

Tıbbın başarılı olup olmadığı sorunu bu noktada gerçekten de çok ilgi çekicidir.Sağlığın diğer global yönlerinden sarf-ı nazar ederek tıpta atılan adımlardan bahsetmenin dürüst bir davranış olmadığı bir gerçek. Şayet fiziksel hastalıkları azaltmayı başarırken aynı zamanda akıl hastalıkları ve suç (oranlarında) bir artış oluyorsa yapılanların ne anlamı kalır?

Carl Simonton'a halkın tasavvurundaki kanser fikrinde hangi değişimlerin meydana gelmesini görmekten hoşlanırdınız sorusuna verdiği yanıt;

" İnsanların, hastalıkların problem çözücüler olduklarının ve kanserin en büyük problem çözücü olduğunun farkına varmalarını görmek. İnsanların, kanserin büyüdükçe bir kısmının vücudun direncinin kırılması, yeniden inşası olduğunu kabul etmelerini, aslan payı (tıbbi) müdehale üzerinde değil, tersine hastaya destek olma üzerinde yapılmalıdır. Keza insanlar, kanser hücresinin kuvvetli olmayıp dayanıksız ve zayıf olduğunu fark ettiklerini görmek isterdim", diyor.

Kanser hücreleri normal hücrelerden çok daha iri olma eğiliminde olsalar bile, onların tembel ve şaşkın olduklarını belirtiyor, bu anormal hücrelerin istila veya saldırıya yetenekleri olmadıklarının altını çizdi;onlar sadece aşırı üremektedirler.

Kanserin çok güçlü olduğu düşüncesi bir takım insanların peşin hükümlerinden ibarettir.
Kanser hücrelerinin zayıf hücreler olduklarını öğrendikten sonra çok zeki insanların bile allak bullak olduklarına şahit olmuşuzdur. Bu su götürmez bir biyolojik olgudur.

Carl Simonton,"İnsanların kanserin öldürdüğü, kanserin mutlaka öldürücü olduğu ve bunun sadece bir zaman sorunu olduğu düşüncesinin değişmesini isterdim " diyor.
Kanser herkesi öldürmez.Kanser tedavisinin bugünkü derme-çatma biçimlerinde bile ,ona yakalanan insanların yüzde otuz ila kırkı hastalığı atlatırlar ve bir daha kanserle ilgili problemleri olmaz.
Bu oran son kırk yılda değişmedi. Buda gösteriyor ki, bizim kanserin iyileşmesi oranı üzerinde hiçbir etkimiz olmamıştır, diyor Carl Simonton."